« Önceki |

6/2/2007

"İMKANIM YOKTU" deme

Öncelikle bu yazı benim mailime gelmişti. Benimde çok hoşuma gitti. Kimin yazdığını bilmiyorum ama çok güzel yazmış. Sizinle paylaşmak istiyorum.

 

İMKÂNIM YOKTU" deme.
Kendine doğruyu söyle.
"Üşendim" de...
"Tembellik ettim" de...
"Canım istemedi" de...
"Yapmak içimden gelmedi" de...
Hiç değilse "yattım" de...
Ne dersen de, ama "imkânım yoktu" deme.
Unutma, iman en büyük imkândır. İmanı olanın imkânı tükenmez. Hatta kimi zaman "imkânım yoktu" demek, "imanım yoktu" demeye bile gelebilir.

Birileri önüne çıkıp şöyle sorabilir: "Falancanın imkânı var, fakat yapmıyor. Neden acaba?"
O zaman diyeceğin bir şey, vereceğin bir cevap yoktur.
İmanın makarrı olan yürek, bitimsiz bir güç merkezidir. Göz ferini, diz dermanını, yumruk fermanını yürekten alır. Tıpkı kaslara komuta eden sinir sistemi gibi...
Başını dik tutan kasların değil, o kasa komuta eden beynindir. Yumruğunu havaya kaldıran pazuların değil, o pazulara komuta eden beynindir.
Gittinse, ayağın değil yüreğin götürdüğü için gittin.
Gitmedinse, yüreğin yetmediği için gitmedin.
Yaptınsa, elin erdiği için değil aklın erdiği için yaptın.
Yapmadınsa, elin ermediği için değil yüreğin yetmediği için yapmadın.
Gördünse gözün olduğu için değil, dahası baktığın için değil, gönlün olduğu için gördün. Eğer gözü olan herkes görseydi, bunca "bakarkör"ün varlığını nasıl ve neyle açıklardık? Eğer göz görmenin yegâne organı olsaydı, gözü olmadığı halde bir çok göz sahibinin göremediği hakikatleri gören kafa gözü kör, kalp gözü açık yiğidi nereye koyardık?
Görmedinse göz olmadığı için değil, hatta "göz bakmadığı" için değil, "gönül akmadığı" için görmedin. Tıpkı yapmadıklarını gönlün olmadığı için yapmadığın gibi. Tarih bir işe baş koyanların, önce o işe gönül koyduklarının şahididir. Unutma ki, baş işe düşmeden iş başa düşmez.
"Yapacaktım ama, kimsem yoktu" deme.
"Kimsesiz" değilsiniz, "kimse, sizsiniz."
Allah var, O yâr. Gerisi olmasa ne çıkar?
Yapacağı işte O'nu hesaba katmayanlar Besmelesizdirler. Besmeleli olanlar, yaptıklarını O'nun sayesinde, O'ndan aldıkları yetki ve güçle, O'nun yardım ve desteğiyle yaptıklarının bilincinde olanlardır.
O, elde var "Bir"dir.
O'nu yanında bilen kimseye muhtaç değildir, O'nsuz olanın kimsesi yoktur.
Görevini yapmak için sağına soluna ve dahi ardına bakanlar, O'nun gözetimi altında olduklarının, O'na karşı sorumlu olduklarının şuurunda olmayanlardır.
"Yürüyeceğim ama, kim gelecek?" deme, sadece yürü.
Yeter ki yürü ve iz bırak. Zamana ve mekâna bir soğuk damga gibi vur ayak izini. Yürüyüşünün tanığı olsun bıraktığın izler. Hiç iz bırakıp da izlenmeyen birini gördün mü? Unutma ki iz bırakanlar mutlaka izlenirler. İzlemeye gönlü olanlar, mutlaka iz ararlar.
Hem, baksana kendine. Sen, senden önce yürüyen birilerinin izini izlemiyor musun? Bunu ancak yolcu olduğunu unutmayanlar, yolculuğu her şeye rağmen sürdürenler bilir.
Zaten yol dediğin, izlerin icmalinden başka nedir ki?
Yolu yol kılan, biraz da senin ve senden önce yürüyenlerin izi değil midir? Zaman ve mekânda var olan tüm yolları, yolcular açmamışlar mıdır? Ve yolun kerameti yolcudan menkul değil midir?
Ve bir de "yapacağım ama, değerinin bilineceğinden umutlu değilim" deme.
Bir kere umut dediğin, imanın öz çocuğudur.
Çocuğuna kıyan, anasını ağlatır.
Umuduna kıyma ki, imanın ağlamasın.
Etrafına bak. Ne kadar umutlu adam varsa, hepsi de bir şeyler yapan, değer üreten, kıymet ortaya koyan kimselerdir. Yani yapanlar umutlu, yatanlar umutsuzdur. Handiyse birinin umuduna bakıp onun yapanlardan mı, yatanlardan mı olduğunu anlayabilirsin.
Hem yatanların umutlu olması hayra alâmet değildir, tabi ki yapanların umutsuz olması da...
Değerini kim mi bilecek?
Bu kaygı sahte değerlere yakışan bir kaygıdır. Sahici değerlere vurulanlar, "Değerim bilinir mi acaba?" diye kaygı duymazlar. Çünkü adı üstünde, değer değerini başkalarının bilmesine borçlu değildir, bu bir.
İkincisi, değer bilenlerin varlığı ve hâlâ bir şeyler yapıyor olmaları, değerin değerini takdir eden birilerinin her zaman mutlaka var olacağının en güzel ispatıdır.

30/11/2006

KAÇ ŞEKER

12/10/2006

NE KADAR ZAMANINIZ KALDIĞINI BİLENİNİZ VAR MI?

Prf.Doğan Cüceloğlu' nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma:


Ben: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?


Katılımcılardan Biri: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.


B: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

 

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:


K: Ölüm.


B: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

 

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim:

Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

K:Hayır

B:Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?

K:Var.

B:Yarın?

K:Evet.

B: 30 yıl sonra?

K: Olabilir.

B: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz?
Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır.

 

Sözümü sürdürürüm:
B: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir?
Var mıdır böyle bir garanti?

K: Yoktur hocam.

B: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.

K: Hocam konuyu değiştirsek?


B: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?


K: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.


B: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi  olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi?
Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta
tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona "yüreğinizin taa derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye
düşünürmüydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmazmıydı?

 

Burada bazı katılımcıların ağladığı olur.

Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark
etmişlerdir.


B: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?" diye kendi
kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

20/6/2006

KAFKASLAR İÇKİ VE SİLAHI BIRAKIYOR

Bugün Kocaeli Barış Gazetesinde güzel bir haber okudum. Sizlerle paylaşmak istiyorum. Dilerim bu tüm ülkemizde uygulanır.

 

Başta Kocaeli olmak üzere Düzce, Sakarya ve Bolu'daki Abhaz köylerinde yaşayan vatandaşlar düğünlerde silah atılmaması için caydırıcı kararlar uyguluyor. Köyün ileri gelenlerden oluşan Ayhabı Heyetleri tarafından alınan kararlar gereği, köyde düğün yapacak ailenin büyüğü önce köy ihtiyar heyetini bilgilendirip, düğünde alkollü içki içilmeyeceğini ve ateşli silah kullandırılmayacağını yazılı olarak taahhüt ediyor.

Düğün sahipleri davetiyelerinde düğünde içki içilmesinin ve ateşli silah kullanılmasının kesinlikle yasak olduğunu yazdırırken, düğün olan köyün girişinden düğün evine kadar da "düğünümüzde içki içilmesi ve ateşli silah kullanılması yasaktır" yazılı bez afişler asılıyor. Alınan bu kurallara uymayanlar cemiyetlere davet edilmezken, gönderdikleri davetiyeler de kabul edilmeyerek geri gönderiliyor. Ayrıca yasağa uymayanlarla ikili diyolağada girilmiyor. Tüm uyarılara rağmen düğün mahallinde yasağın ihlal edilmesi halinde köy heyeti, ihlalde bulunanın hediyesini iade edip düğün mahallinden ayrılmasını sağlıyor.

 

Çok güzel birşey bence Kafkasları kutluyorum. Umarım bu davranış çığ gibi büyür ve tüm Türkiyeye yayılır ve artık bebeler, çocuklar ölmezler.

12/6/2006

Profesör ve Seyis

Profesör ve Seyis

Profesör Konferans vermek üzere salona girmiş.

Salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen Profesör sonunda seyise sormuş:

Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mı, yoksa konuşmamalı mıyım?

Seyis cevap vermiş: "Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim."

Bu sözlere hak veren Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan sonra kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın  çok iyi olduğunu onaylanmasını isteyerek sormuş:

-"Konuşmayı nasıl buldun?"

Seyis cevap vermiş: "Hocam sana daha önca basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim.

Gene de eğer ahıra gelir biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım."

 

 

7/6/2006

DÜNYANIN EN MUTLU ÇİFTİ KİMDİR?

Cevap: Adem ile Havva dir

Çünkü;
1- Adem'in de Havva'nin da kaynanasi olmadi.
2- Adem de Havva da aldatilmaktan korkmadi.
3- Adem: 'Arkadaslarimla maç yapmaya gidiyorum' diyemedi.
4- Havva kiz arkadaslarini eve toplayip aksama kadar dedikodu yapamadi.
5- Adem hiçbir zaman poker partisine gidiyorum deyip, gecenin bir köründe eve sarhos gelemedi.
6- Adem hiç uzun is görüsmeleri için yurtdisina gidemedi. Gitse bile gittigi yerde otel odasinda kalamadi.
7- Sevgililer Günü'nü unutmaktan dogan kavgalar çikmadi.
8- Randevulara gecikince trafigi bahane edemediler.
9- Yüksek gelen faturalar nedeniyle tartismadilar.
10- Özel günlerinde birbirlerinin sevmedikleri arkadaslarini davet etme gibi bir ihtimalleri olmadi.
11- Adem hiçbir zaman Havva'ya 'Sen bu dünyadagördügüm en güzel kadinsin' derken yalan söylemedi.
12- Hiçbir zaman röntgenleyen var mi? diye tedirginilige düsmediler.
13- Onlar enflasyon canavariyla hiç tanismadilar. Birikimlerini batirip,
alacak bankacilarla da hiç karsilasmadilar.
14- Onlar mutluydular. Çünkü, ne sayima gerek vardi, ne de sayilmaya.
15- Hiçbir zaman birbirlerinin yüzüne telefonu kapatamadilar.Telefonda kavga da etmediler.
16- Hiçbir zaman siyaset-politika konusunda dil, din, irk tartismasina girmediler...
17- Havva hiçbir zaman kiyafeti ile Adem'i çileden çikartmadi.
18- Hiçbir zaman Havva, 'Beni en son nezaman sinemaya götürdün, en son ne zaman disarida yemek yedik' demedi.
19- 'Senden baska gül koklarsam namerdim' lafi da gerçekti ve Havva da bunun dogru olduguna emindi


5/6/2006

İNSAN

Elbette senden güzel olacaktı

Çizdiğin resim,

Yaptığın heykel

Senden büyük olacaktı

Senden yakışıklı

 

Elbette senden doğru söyleyecekti

Yazdığın şiir

 

Elbette senden çok duyacaktı

Söylediğin türkü

 

Sen olduğundan büyüksün

Sen olduğundan iyisin

Sen olduğundan güzel

 

BÜLENT ECEVİT

 

YARGI

öldürenle katiliz çalanla hırsız
tümümüz sanığız tümümüz savcı
tümümüz suçlu tümümüz yargıç

kimi aklar kimi suçlarız
kimi bağışlar kimi asarız
kendimizi başkasında

hergün bıçak saplı
birinin arkasında
vurulan da biziz vuran da


Bülent ECEVİT
 
YARIN
birşeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı

karıncaların telâşından belli
birşeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk

pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birşeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
yarından önemli


Bülent ECEVİT


Birşeyler olacak yarın 
aramızda olacaksın yeniden.

Acil şifalar diliyorum. Tekrar aramıza dönmen dileğiyle!

5/6/2006

YAŞAMAK

Biliyorum, kolay değil yaşamak, 
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne; 
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri, 
Gündüzleri gün ışığında ısınmak; 
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, 
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine... 
-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan- 
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.  

      
Biliyorum, kolay değil yaşamak; 
Ama işte 
Bir ölünün hala yatağı sıcak, 
Birinin saati işliyor kolunda. 
Yaşamak kolay değil ya kardeşler, 
Ölmek de değil;  

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.  
 Orhan Veli KANIK 

29/5/2006

CEP TELEFONU İCAT EDİLDİ MERTLİK BOZULDU :)

Bugün işe gelirken cep telefonumu evde unuttum. Otobüse binerken, hayıflanıyordum ben ne yapacağım bugün diye. Kendime çok kızdım. O sırada otobüstekilere baktım. Herkeste cep telefonu vardı. Bazıları da benim gözümün içine sokar gibi otobüsten inene kadar telefonda konuştular. (Kireçlenme olmaz inşallah) Yarım saat ne konuştular çok merak ettim doğrusu. Bazıları var karı koca birlikte otobüse binerler. Birisi bir durak önce iner. Diğeri hemen arar. İnsanın içinden daha demin beraberdiniz demek gelir. Telefon olmadan önce ne yapıyorduk diye geliyor insanın aklına. Evet telefon bir ihtiyaç belki ama. Böyle kullanmakmı lazım. Yeni birşey çıktımı kendimizi öyle kaptırıyoruzki asıl amacının ne olduğunu unutuyoruz.

Birde kulaklıkla konuşanlar var. Çok güzel birşey aslında. Ama insan bazen anlamıyor karşındakinin telefonla konuştuğunu delimi ne kendi kendine konuşuyor diyorsun. Bununla ilgili bir anısını anlatmıştı arkadaş. Polisin biri telefonunda birisiyle kavga ediyor. Ama sürekli bağırıyor. Bunu gören vatandaşlar polisin biri delirmiş, kendi kendine konuşuyor diye ihbar etmişler. Arkadaşları yanına gittiğinde ne yapıyorsun diye sorunca telefonla konuşuyorum demiş.  :)

Her neyse aslında sabah kötü gibi gelsede telefonsuz olmak çok güzelmiş aslında. Sürekli seni arayıp soranlar olmuyor. Sohbete benzemeyen konuşmaları yapmak zorunda kalmıyorsun. Zihnim dinlendi. Herkesten farklı olmakda güzel. Eve gidince bir sürü cevapsız çağrı, mesaj bulacağımı biliyorum. Ama telefonsuzda oluyormuş ;)

 

24/5/2006